Kariyer Notlarım

1-Başarının Gizli Anahtarı: Self-Marketing

İtiraf edeyim; “kendini pazarlamak” ifadesi ilk duyduğumda bana biraz itici gelmişti. Çünkü iş hayatında “doğal olmanın” yeterli olacağına inanıyordum. İyi çalışırsam, sonuçlar zaten kendini gösterir diye düşünüyordum. Ama zamanla fark ettim ki, emek vermek kadar, emeğini gösterebilmek de önemliymiş.

Bugünün iş dünyasında sadece iyi olmak yetmiyor. Çünkü herkes bir şekilde iyi. Fark yaratan şey, kendini nasıl anlattığın, nasıl görünür olduğun ve insanların seni nasıl hatırladığı.
İşte self-marketing tam da bununla ilgili: abartmak, yapay görünmek ya da sürekli kendinden bahsetmek değil; kim olduğunu, neyi iyi yaptığını ve neye değer kattığını fark ettirmenin yolu.

Peki Neden Bu Kadar Önemli?

Çünkü görünürlük, şans yaratır.
Kendimizi ifade etmezsek, çoğu zaman yaptıklarımız sessizce yok olur gider. Oysa küçük bir paylaşım, bir sunumda kurduğumuz cümle, ya da bir toplantıda gösterdiğimiz özgüven; fark edilmemizi sağlar.

Dahası, self-marketing yalnızca başkalarına kendimizi tanıtmakla ilgili değil. Aynı zamanda kendi potansiyelimizi görmeyi de sağlar.
Ne konuda iyiyim? Hangi yönümle katkı sağlıyorum?
Bu soruların cevabı, hem içsel netlik getiriyor hem de dış dünyayla iletişimimizi güçlendiriyor.

Doğal Bir Şekilde Self-Marketing Nasıl Yapılır?

Bence bunun yolu, samimiyetten geçiyor.

  • Önce kendi değerlerini bil. Neye inanıyorsun, nasıl bir etki yaratmak istiyorsun?

  • Başarılarını paylaşmaktan çekinme. Bu övünmek değil, ilham vermektir.

  • Profesyonel ağlarını geliştir ama sadece “çıkar” için değil; öğrenmek, bağlantı kurmak ve paylaşmak için.

  • Söylediklerinle yaptıkların tutarlı olsun. Çünkü güven, kişisel markanın en güçlü temeli.

Benim için self-marketing, “bakın ben ne kadar iyiyim” demek değil; “ben buyum, elimden gelen bu ve bunu yapmaktan keyif alıyorum” diyebilmek aslında.

Dengeyi Bulmak

Her şeyde olduğu gibi, burada da denge önemli. Doğru bir dille, içtenlikle, kendi hikâyeni anlatabilmek…İşte iş hayatında self-marketing’in özü bence tam da bu.

Sonuçta hepimiz bir şekilde görünür olmak istiyoruz. Önemli olan, bunu “rol yaparak” değil, kendimizin en gerçek halini gösterebilerek yapabilmek.

Peki sen iş hayatında kendini nasıl fark ettiriyorsun?

28.10.2025

 

 

2-Hayat Karşısında Esnek ve Güçlü Kalmak — Resilience Üzerine

Hayat her zaman planladığımız gibi gitmez. İş yerinde beklenmedik projeler, kişisel kayıplar, yoğun stres… Bu durumlarla karşılaştığımızda nasıl güçlü ve esnek kalabiliriz? İşte tam burada “dayanıklılık” yani resilience devreye giriyor. Dayanıklılık, sadece zorluklardan etkilenmemek değil; aynı zamanda bu süreçten öğrenmek, büyümek ve hayata devam edebilmektir.

Dayanıklılık Nedir ve Neden Önemlidir?

Psikoloji literatüründe dayanıklılık, bireyin stresli ve zorlu durumlarla başa çıkma kapasitesi olarak tanımlanır. Araştırmalar, dayanıklılığın sabit bir özellik olmadığını, geliştirilebilir bir beceri olduğunu gösteriyor. Örneğin, pozitif psikoloji araştırmaları, algılanan kontrol, sosyal destek ve anlam yaratmanın dayanıklılığı artırdığını ortaya koyuyor.

Lucy Hone, dayanıklılığın öğrenilebilen bir beceri olduğunu TEDx konuşmasında vurguluyor. Kendi hayatındaki büyük kayıptan yola çıkarak üç temel strateji öneriyor:

  1. “Sıkıntı hayatın parçasıdır” demek: Acıyı evrensel bir deneyim olarak görmek, “neden ben?” düşüncesine takılmamayı sağlar.

  2. Dikkatini nereye yönlendirdiğini seçmek: Sadece değiştirebileceklerine odaklanmak ve iyi olanı fark etmek, mutluluğu artırır ve depresyonu azaltır.

  3. “Yaptığım şey bana yardımcı mı, zarar mı veriyor?” sorusunu sormak: Bu basit ama güçlü soru, karar alma sürecini kişiye geri verir ve hayatı daha bilinçli yönetmeyi sağlar.

Dayanıklılık, sadece zorluklarla başa çıkmak değil; onları anlamak, ders çıkarmak ve büyümek demektir. İş hayatında ve kişisel yaşamda uygulanabilecek stratejilerle geliştirilebilir. Lucy Hone’un sözleriyle: acıyı tamamen ortadan kaldırmasa da, “yaşayıp yas tutmayı aynı anda mümkün kılar.”

Senin dayanıklılık stratejin ne, ve bunu geliştirmek için hangi adımı atabilirsin?

4.11.2025

Planlama Yapmanın Gücü: Zamanı Yönetmek Değil, Kendini Yönetmek

Hepimizin günü 24 saat. Ama bazı insanlar bu sürede dağlar kadar iş bitirirken, bazıları aynı zamanı nasıl geçtiğini bile anlamadan tüketiyor.
Fark yaratan şey “daha çok vakit” değil, “daha bilinçli planlama” aslında.

Görünür Hedef, Gerçek Hedeftir

Zihinde tuttuğumuz hedefler kolayca kaybolur.
Ama o hedefi bir ajandaya, bir planlayıcıya yazdığında görünür hale gelir — yani artık sadece bir düşünce değil, somut bir niyet olur.
Görmeye başladığın anda zihin onu tamamlamak ister.
Bu, beynin ödül sistemini tetikler: bir hedefi tamamladığında yaşadığın tatmin duygusu motivasyonunu besler, üretkenliğini artırır.

Planlama, sadece bir şeyleri hatırlamak için değil, hedeflerini hatırlanabilir ve ulaşılabilir hale getirmek için vardır.

Günlük, Haftalık ve Yıllık Planların Uyumu

Plan yaparken yalnızca bugünü değil, bütünü görmek önemlidir.
Günlük hedefler seni harekete geçirir, haftalık planlar disiplini korumana yardımcı olur, yıllık hedefler ise yönünü belirler.
Birlikte çalıştıklarında ise inanılmaz bir denge oluşur.
Her günün sonunda küçük adımlar atarken, haftalık ilerlemeni değerlendirip yıllık vizyonunu güncel tutabilirsin.
Böylece yalnızca çalışmış değil, gerçekten ilerlemiş olursun.

Tarih Esnekliği = Erteleme Tuzağı

Belirsiz tarihli hedefler genellikle “bir gün yaparım” klasörüne gider.
Oysa bir hedefin tarihi varsa, o artık bir önceliktir.
Tarih belirlemek kısıtlayıcı değil, özgürleştiricidir. Çünkü seni sürükleyen bir zamana değil, yönlendiren bir plana sahip olmanı sağlar.
Plan seni acele ettirmez ama oyalandırmaz da.
Ertelemenin önüne geçmenin en güçlü yolu, zamanı senin lehine çalıştırmaktır.

Kendine Karşı Verilen Söz

Bir planlayıcıya yazdığın her madde, aslında kendine verdiğin bir sözdür.
Yapılacaklar listesi değil, kendinle yapılan küçük bir anlaşmadır bu.
Her tamamlanan görev, kendine duyduğun güveni artırır.
Bu yüzden planlama sadece zamanı yönetmek değil, kendini yönetme sanatıdır.

İlerlemeyi Sürdürülebilir Kılmak

Plan yapmak mükemmel olmak için değil, ilerlemeyi sürdürülebilir kılmak içindir.
Bir planla başladığında, hayatın seni nereye götürdüğünü değil, senin hayatı nereye yönlendirdiğini fark edersin.
Ve işte o noktada, zamanı yönetmekten öteye geçip, kendini yönetmeye başlarsın.

2026 yılına yeni bir ‘SEN’ olarak girmeye var mısın ?

 

İlişkilerin 3 Temel Taşı

Bir ilişkide 3 öğe o ilişkinin kalitesinin ve konforunun ölçütüdür.  Günümüzde insanların çoğu maalesef yalnız kalmamak ve hayatın bir gerekliliği olduğunu düşündüğü için ilişki ediniyor. Birinin, öncelikle kendi farkındalığına ve içsel yolculuğunda yol katetmiş hatta sadece giriş niteliğinde başlaması bile kendi ve çevresi ile doğru ilişkiler kurabilmesini sağlar. Ki içlerinde en çetrefilli olanı da  romantik ilişkilerdir. Buna tam olarak hazır olmak farkındalıklar gerektirir. 

Bir ilişkide olmazsa olmaz en önemli öğeler sıralamasında birinci sırada iletişim alıyor. Ki iletişimden kastettiğim şey günlük, yüzeysel bir diyalog değil. Daha derin, iki tarafında birbirini anlamaya çalıştığı, ne demek istediğini ve ne hissettiğini duymaya çalışan bir yerden etkili bir diyalogdan bahsediyorum. Günlük hayatın akışında sizi çok iyi anlayan ya da anlamaya çalışan, ne hissettiğini söyleyen, ortak çözümler üretebileceğiniz, hisleriniz ve amaçlarınıza dönük derin sohbetler edebileceğiniz bir ilişki insanların hayatındaki kaliteyi ve konforu arttırır. 

İkinci en önemli unsur ise uzlaşıdır. İki farklı karakterin sürekli uyumlu ve tartışmasız ilerlemesi nadir bile değil imkansızdır. Eğer bu kadar sorunsuz ilerleyen bir ilişkiniz varsa orada bir durun ve neler olduğunu anlamaya çalışın derim. Çünkü durum böyleyse ya biri rol yapıyordur ya da alttan alıyordur. Bu durum da sürdürülebilir değildir. Çünkü alttan alan kişiyi burn-out yapacak bir sisteme sürükleyebilir. Önemli olan şey tartışma ve fikir ayrılıklarında konuşarak mantık çerçevesinde ve ego yapmadan ortak çıkar gözetilerek bir sonuca varılmasıdır. Fikir ayrılıklarından  ve tartışmalardan sonra saygılı bir şekilde yeniden barışmasını bilen olgun insanların ilişkilerinin daha uzun ve kaliteli bir şekilde sürdüğünü söylemek herkesin tahmin edebileceği bir gerçekliktir. Ve aynı zamanda yine kişilere konfor ve güven sağlar. Sağlıklı bir şekilde tartışabilmek de farkındalığı ve empati yeteneği yüksek kişilerin işidir. 

Ve ilişkilerde değineceğim son olmazsa olmaz, sadakattir. Sadakat, şeffaf olmayı ve gerektiğinde hesap verebilirliği sorumluluğunda taşır. Partnerinizde huzursuz bir durum yaratmamaya çalışmak ilişkide en önemli önceliklerdendir ama yaratıldığında da şeffaf olmak ve gerekli açıklamaları yine ego yapmadan ve empati yaparak sağlamak bir ilişkinin sorumluluklarındandır. 

Etkili ve açık iletişim, uzlaşma sanatı ve sadakat ilişkide güven ve huzur ortamı yaratır. Günümüz dünyasında en çok ihtiyacımız olan da budur, güven, huzur ve konfor. 

8.12.2025 

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.